Orta-yüksek
riskli kararsız angina pektoriste hemodinamik olarak önemli
olmayan koroner arter lezyonlarının Balon Anjiyoplasti ve Stent
ile Tedavilerinin Klinik sonuçlara Etkisi: Retrospektif Analiz
O.Caymaz
ÖZET
Hemodinamik olarak önemli
olmayan koroner darlıklar (% 45-55 çap daralması) Akut Koroner Sendrom (AKS)
nedeni olabilmekte ve önceden kestirilemeyen bir hızla ilerleyerek akut
miyokard infarktüsüne (AMİ) yol açabilmektedir.Bu lezyonlara perkutan
girişim yapılması kararsız angina pektorisli hastalarda lezyon pasifizasyonu
sağlayarak klinik olayları önleyebilir. Bu amaçla lezyon derecesi %45-55
arasında olan (grup 1) ve lezyon derecesi % 70 üzerinde olan (grup 2)
kararsız angina pektoris kliniğindeki 40’ar hasta diğer klinik parametreleri
eşitlenerek retrospektif çalışıldı. İşlem ve klinik özellikleri benzer olan
bu hasta grubunda ortalama 3 yıllık izlemde klinik olaylar arasında fark
bulunmadı. Yüksek riskli kararsız angina pektorisli hastalarda hemodinamik
önemi olmayan lezyonlara girişim yapılması , önemli lezyonlarla aynı sonucu
vermektedir.
SUMMARY
Lesions with
hemodynamically insignificant diameter stenosis could lead to acute coronary
syndromes by way of plaque disruption and percutaneous intervention to such
lesions may prevent clinical events , so called‘plaque passification’. In a
retrospective cohort of 80 patients with high risk unstable angina pectoris,
clinicalevents were compared in two groups sharing same clinical and
angiographic charecteristics other than lesionsignificance (Lesion percent
diameter stenosis <55 %:Group 1 ; lesion percent diameter stenosis >
70%:Group 2) At the end of 3 years there were no clinical difference in
event rates between the two groups.
ROLE
OF BARE-METAL STENTS IN TREATMENT OF UNCOMPLICATED LESIONS IN SMALL CORONARY
ARTERIES (LESS THAN 3.0 MM).
T.Batyraliev,
I.Pershukov, B.Daniarov, B.Dokumaci
More
than 30% of percutaneous coronary interventions (PCI) are performed on small
vessels. Objective of present randomised study on 426 coronary artery
disease (CAD) patients was to assess the efficacy of bare-metal stents (BMS)
in prevention of restenosis in small coronary arteries (from 2.2 to 3.0 mm)
in comparison with percutaneous transluminal coronary angioplasty (PTCA)
alone. Mode of intervention – PTCA or stenting – was chosen (randomised)
at the catheterisation laboratory. After randomisation 214 patients received
PTCA and in 212 patients received BMS implantation. Patients average age was
58±11 years, and there were 16% female patients. Average total cholesterol
level was 211 mg/dl and 8% of patients had diabetes mellitus. Mean arterial
diameter was 2.45±0.25 mm in PTCA group and 2.43±0.27 in BMS group. All
patients received clopidogrel at least 3 months after intervention and
aspirin constantly. Immediate angiographic success was achieved in 85.5% of
PTCA patients and in 96.2% of BMS patients (p<0.001). Taking into account
adjunctive PCI (PTCA or stenting) the overall procedural angiographic
success was 100% in both groups. In-hospital major adverse cardiac events (MACE)
rate was 3.7% in PTCA group and 2.8% in BMS group (non significant). At the
six months follow-up the rate of restenosis and repeated target vessel
revascularisation (TVR) was 24.3% in PTCA group and 15.6% in BMS group
(p=0.034). Overall rate of complications, related to target vessel failure (TVF)
was 36.9% in PTCA group and 26.9% in BMS group (p=0.035) at the follow-up.
It is concluded that coronary stenting provides better acute and long-term
results in small arteries with low restenosis risk in comparison with PTCA
alone.
Keywords:
small coronary artery, stent, PTCA, restenosis
Çok sayıda faktör,
kollaterallerin gelişim sürecine etkilidir. Çalışmamızın
amacı; kollateral gelişen hastaların klinik özelliklerini
değerlendirmek, kollateral gelişimine etkili olabilecek
aterosklerotik risk faktörlerini ortaya koymak ve kollateral
gelişim derecesinin, sol ventrikül (SV) fonksiyonlarına olan
katkısını araştırmaktır.
Çalışmaya alınan hastalarda, sol ön inen koroner arter (SÖK)
veya sağ koroner arter (SKA)' in herhangi bir yerinde %100
darlık ile birlikte, diğer major koroner arterinde %70' in
altında darlık bulunması koşulu arandı. Çalışmaya alınan 310
hastadan (SÖK' de 184; SKA' de 126 hasta) kollateral gelişen
220 hasta (SÖK' de 118 hasta; SKA' de 102 hasta) çalışma
grubunu oluştururken, kollateral gelişmeyen 90 hasta (SÖK'
de 66 hasta; SKA' de 24 hasta) kontrol grubumuzu oluşturdu.
Çalışmanın sonunda, yaş (kollateral grubunda ortalama yaş
54±11 yıl, kontrol grubunda 56±11 yıl) ve cinsiyetin
kollateral gelişiminde önemli bir faktör olmadığı saptandı.
Her iki grupta miyokard infarktüsü (MI), kararsız anjina ve
atipik anjina hikayesi karşılaştırıldığında anlamlı fark
saptanmadı. Ancak kronik kararlı anjina hikayesi kollateral
grubunda istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu.
Rentrop sınıflandırmasına göre kollateral gelişim derecesi
arttıkça kronik kararlı anjina oranının arttığı ve
kollateral gelişiminin en yüksek olduğu rentrop klas 3
grubunda kronik kararlı anjina oranının en yüksek olduğu
saptandı. Her iki grup diyabetes mellitus (DM), aile
hikayesi, sigara içimi ve hiperlipidemi açısından
karşılaştırıldığında anlamlı fark bulundu. Hipertansiyon
kollateral grubunda daha yüksek oranda saptanmasına rağmen
istatistiksel olarak anlamlı değildi (kollateral grubunda
100 (%45.5) hasta, kontrol grubunda 33 (%36.7) hasta).
Rentrop derecesi arttıkça hipertansiyon oranının arttığı ve
kollateral gelişiminin en yüksek olduğu rentrop klas 3
grubunda hipertansiyon oranının en yüksek olduğu saptandı.
Her iki grubun elektrokardiyografi (EKG) bulguları farklı
değildi. Fibrinojen kollateral grubunda istatistiksel olarak
anlamlı düşük bulundu (p<0.02). Lipid parametreleri (total
kolesterol, LDL-kolesterol, HDL-kolesterol, trigliserid)
karşılaştırmalarında anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Sol
ventrikül (SV) fonksiyonu kollateral grubunda anlamlı olarak
daha iyi idi (LV indeksi kollateral grubunda ortalama 1.47
(±0.42), kontrol grubunda 1.67 (±0.57) p<0.01). Rentrop
sınıflandırmasına göre kollateral gelişimi arttıkça SV
fonksiyonlarının korunduğu izlendi.
Anahtar
kelimeler:
koroner kollateral, koroner risk faktörleri, koroner
arter hastalığı
CLINICAL
FEATURES OF PATIENTS WITH CORONARY COLLATERALS AND INFLUENCE OF CORONARY
RISK FACTORS ON COLLATERAL DEVELOPMENT
SUMMARY
Numerous factors
influence collateral vessel development in the coronary circulation. The
goal of our study is to evaluate the clinical and laboratory features of
patients who possess coronary collaterals and to investigate the
differential effect of the degree of collateral development on left
ventricular (LV) function.
Coronary angiograms of a total of 310 patients were examined, in whom total
(100%) luminal occlusion in left anterior descending (LAD) or right coronary
artery (RCA) had been documented accompanied by less than 70% stenosis in
the other major epicardial artery (LAD: 184 patients; RCA: 126 patients).
Among this cohort, 220 patients (LAD: 118 patients; RCA: 102) who have
collateral vessels developed constituted the study (collateral) group, while
the remaining 90 (LAD: 66 patients; RCA: 24 patients) served as controls.
Age (study group: 54±11; control group: 56±11) and sex distribution were
found to exert no influence on collateral development. There was no
statistically meaningful difference between the groups in terms of past
history of acute myocardial infarction (MI), unstable angina pectoris(USAP)
and atypical angina. However, a history of chronic stable angina was
significantly more common in the collateral group. The prevalence of stable
angina increased with increasing degree of collateral development as
assessed by rentrop classification, with the highest prevalence observed in
the class III patients. No significant difference was observed between the groups with respect
to a variety of risk factors examined: diabetes mellitus, family history of
ischemic heart disease, smoking and hyperlipidemia.
Hypertension was more frequent in the collateral group, although the
difference was statistically insignificant (study group: 100 subjects
[45.5%] ; control group: 33 subjects [36.7%]). The prevalence of
hypertension was proportional with the rentrop class, with the highest
prevalence being in the Class III patients. Electrocardiographic features
were not different between the groups.
The collateral group had significantly lower levels of fibrinogen (p<0.02),
whereas lipid profiles (total cholesterol, low-density lipoprotein [LDL],
high-density lipoprotein [HDL] and triglyceride levels) did not display a
meaningful difference (p>0.05).
LV systolic function as assessed by LV index measurement was significantly
better in the collateral group (study group: 1.47±0.42; control group:
1.67±0.57; p<0.01). The LV index was found to decrease with increasing
rentrop class, ie, with higher degree of collateral development.
KALP YETERSİZLİĞİ VE KARDİYOJENİK ŞOKTA HEMODİNAMİK MONİTÖRİZASYON
M.Çaylı,
A.Usal
Yeni tedavi stratejilerine rağmen akut kalp
yetersizliğinde (KY) mortalite hala yüksektir. Medikal tedavinin optimizasyonu, agresif monitörizasyon ve erken
müdahale ile akut KY’de mortalite ve morbidite azaltılabilir.Klinik olarak kritik olan hastalarda yatak başı
kardiyak performansın değerlendirilmesi oldukça önemlidir.
Kardiyak fonksiyonun dolaylı işaretleri olan
kan basıncı, idrar miktarı, juguler venöz basınç, cilt perfüzyonu vecilt turgoru her zaman güvenilir değildir.
Daha önce yapılan çalışmalarda da yalnızca klinik muayene ile hastanın hemodinamik durumunun tam olarak
belirlenemeyeceği gösterilmiştir. Frank-Starling kanununa görekardiyak kontraksiyonun kuvveti diyastol
sonundaki kas uzunluğu ile ilgilidir.Bu presistolik gerilme veya preload end-diyastolik volüm ile orantılıdır.
Sol ventrikül end-diyastolik volümü (preload) kardiyak outputun en önemli faktördür. Sıvı ve vazoaktifilaç tedavisinin optimal yönetiminde hastanın preloadunun
bilinmesi gereklidir.
İnvazif
hemodinamik monitörizasyon hızlı ve kesin tanı için önemli ipuçları
verir, uygulanacak tedaviyi yönlendirir
ve prognozu belirlemede yardımcı olabilir. İnvazif monitörizasyon hızlı
ve güvenilir hemodinamik bilgi
vermesine rağmen, hiçbir çalışmada klinik olarak ciddi akut kalp
yetersizliğinde mortaliteyi azalttığı kesin olarak
gösterilememiştir. Kabul edilen endikasyonlar uzman görüşüne
dayanmaktadır. Ayrıca invazif monitörizasyonun
uygunsuz kullanımı mortalitede artmaya neden olur.İnvazif hemodinamik monitörizasyon endikasyonları
tablo 1’de görülmektedir. Akut KY tanısında pulmoner arter kateteri
kullanılmamaktadır, ancak
karmaşık vakalarda kardiyojenik ve nonkardiyojenik mekanizmaların ayrımında
kullanılabilir. Komplike olmayan
akut KY’li hastalarda genelde invazif hemodinamik monitörizasyon
gerekmez, ancak özellikle standart
tedaviye rağmen (diüretik ve vazodilatör) yanıt alınamayan hastalarda,
devamlı hipotansiyonu olan preşok
ve şoktaki hastalarda invazif hemodinamik monitörizasyon hayati önem taşır.
Bu hastalarda invazif hemodinamik
monitörizasyon hem tanıda hem da tedavinin yönlendirilmesinde oldukça
yararlı bilgiler sağlar.
Key Words: kalp
yetersizliği, kardiyojenik şok, hemodinamik
monitorizasyon
FACILITATED ANGIOPLASTY: FACT OR FICTION? THE ROLE OF THIENOPRIDINES
O.Caymaz
Facilitated
angioplasty is defined as performingroutine
percutaneous transluminal coronary angioplasty (PTCA)
within the first 12 hours of acute myocardial infarction (AMI) after the
patient received thrombolytic therapy.Although
this policy have theoretical merits as combining the advantages of both
reperfusion methods on
one hand, and compansating the disadvantages of both methods on the other,earlier studies has revealed discouraging
results. After having more effective antiaggreganttherapy and better angioplasty technology, the old
and failed but still attractive approach has been tested recently.This review is written to dissect the recent literature
about facilitated angioplasty, which recommends the policy but still has
inconsistencies I believe.
Perkütan
kalp kapağı girişimleri girişimsel kardiyoloji pratiğinde yeni ve heyecan
verici bir alandır. Bu derlemede balon valvüloplasti ile henüz çoğu deneysel
aşamada olan perkütan annüloplasti ve perkütan kalp kapağı replasmanı
girişimleri konusunda bilgi vermeye çalışacağız.
Percutaneous heart valve interventions are newly emerging and a challenging
practice of interventional cardiology. In this review; we attempted to
overview the forthcoming interventions such as balloon valvuloplasty,
percutaneous annuloplasty and heart valve replacements.
SOL
ÖN İNEN ARTER MİD BÖLGESİNDEN ÇIKANSAĞ KORONER ARTER ANOMALİSİOLGUSU
A.Akçay,T.Batyraliev
Koroner
arter anomaliler çok nadir görülen, sıklıkla tesadüfen teşhis konulan
ancak zaman zaman hayatı tehdit edici
sonuçları olabilen anomalilerdir (1, 2, 15, 16, 17). Koroner
angiografi yapılan hastalar da değişik
serilerde
%0.6 ile %1.3 arasında koroner arter anomalileri rastlanmaktadır. Bu
vakaların %87 sini koroner arter
çıkış anomalileri, %13 ünde ise koroner arter fistülleri oluşturmaktadır.(1-2)İzole sağ
koroner arterin
direkt
olarak sol koroner arterden çıkışı çok nadir bir anomali olup, literatürde
sadece 8 kadar hasta bildirilmiştir(14,
15). Bizim klinikte 1997-2006 yıllar arası 50 binden fazla tanısal
angiografii yapılmış olup, rastladığımız ilk vaka’dır.