Home
Aims and Scope
Editorial Board
Author Information
Current Issue
Archive
Subscribe to Journal
Links
Contact Us

 
 

   

 

 

The Turkish Journal of Invasive Cardiology/Contents
VOLUME 10 - NUMBER 2 - MAY 2006

ORTA-YÜKSEK RİSKLİ KARARSIZ ANGİNA PEKTORİSTE BALON ANJİYOPLASTİ VE STENT KLİNİK SONUÇLARI

ROLE OF BARE-METAL STENTS IN TREATMENT OF UNCOMPLICATED LESIONS IN SMALL CORONARY ARTERIES

KORONER KOLLATERAL ARTER GELİŞEN HASTALARIN KLİNİK ÖZELLİKLERİ VE RİSK FAKTÖRLERİNİN 
     KOLLATERAL GELİŞİMİNE ETKİSİ

KALP YETERSİZLİĞİ VE KARDİYOJENİK ŞOKTA HEMODİNAMİK MONİTÖRİZASYON

FACILITATED ANGIOPLASTY: FACT OR FICTION? THE ROLE OF THIENOPRIDINES

PERKÜTAN KALP KAPAĞI GİRİŞİMLERİ

SOL ÖN İNEN ARTERDEN ÇIKAN SAĞ KORONER ARTER ANOMALİSİ 

 

Orta-yüksek riskli kararsız angina pektoriste hemodinamik olarak önemli olmayan  koroner arter lezyonlarının Balon Anjiyoplasti ve Stent ile Tedavilerinin Klinik sonuçlara Etkisi: Retrospektif Analiz

O.Caymaz

ÖZET

Hemodinamik olarak önemli olmayan koroner darlıklar (% 45-55 çap daralması) Akut Koroner Sendrom (AKS) nedeni olabilmekte ve önceden kestirilemeyen bir hızla ilerleyerek akut miyokard infarktüsüne (AMİ) yol açabilmektedir.Bu lezyonlara perkutan girişim yapılması kararsız angina pektorisli hastalarda lezyon pasifizasyonu sağlayarak klinik olayları önleyebilir. Bu amaçla lezyon derecesi %45-55 arasında olan (grup 1) ve lezyon derecesi % 70 üzerinde olan (grup 2) kararsız angina pektoris kliniğindeki 40’ar hasta diğer klinik parametreleri eşitlenerek retrospektif çalışıldı. İşlem ve klinik özellikleri benzer olan bu hasta grubunda ortalama 3 yıllık izlemde klinik olaylar arasında fark bulunmadı. Yüksek riskli kararsız angina pektorisli hastalarda hemodinamik önemi olmayan lezyonlara girişim yapılması , önemli lezyonlarla aynı sonucu vermektedir.

SUMMARY

Lesions with hemodynamically insignificant diameter stenosis could lead to acute coronary syndromes by way of plaque disruption and percutaneous intervention to such lesions may prevent clinical events , so called‘plaque passification’. In a retrospective cohort of 80 patients with high risk unstable angina pectoris, clinicalevents were compared in two groups sharing same clinical and angiographic charecteristics other than lesionsignificance (Lesion percent diameter stenosis <55 %:Group 1 ; lesion percent diameter stenosis > 70%:Group 2) At the end of 3 years there were no clinical difference in event rates between the two groups.
 

Key Words: acute coronary syndrome, plaque passification, percutaneous intervention    

[PDF]    go to up               

ROLE OF BARE-METAL STENTS IN TREATMENT OF UNCOMPLICATED LESIONS IN SMALL CORONARY ARTERIES (LESS THAN 3.0 MM).
T.Batyraliev, I.Pershukov, B.Daniarov, B.Dokumaci
More than 30% of percutaneous coronary interventions (PCI) are performed on small vessels. Objective of present randomised study on 426 coronary artery disease (CAD) patients was to assess the efficacy of bare-metal stents (BMS) in prevention of restenosis in small coronary arteries (from 2.2 to 3.0 mm) in comparison with percutaneous transluminal coronary angioplasty (PTCA) alone. Mode of intervention – PTCA or stenting – was chosen (randomised) at the catheterisation laboratory. After randomisation 214 patients received PTCA and in 212 patients received BMS implantation. Patients average age was 58±11 years, and there were 16% female patients. Average total cholesterol level was 211 mg/dl and 8% of patients had diabetes mellitus. Mean arterial diameter was 2.45±0.25 mm in PTCA group and 2.43±0.27 in BMS group. All patients received clopidogrel at least 3 months after intervention and aspirin constantly. Immediate angiographic success was achieved in 85.5% of PTCA patients and in 96.2% of BMS patients (p<0.001). Taking into account adjunctive PCI (PTCA or stenting) the overall procedural angiographic success was 100% in both groups. In-hospital major adverse cardiac events (MACE) rate was 3.7% in PTCA group and 2.8% in BMS group (non significant). At the six months follow-up the rate of restenosis and repeated target vessel revascularisation (TVR) was 24.3% in PTCA group and 15.6% in BMS group (p=0.034). Overall rate of complications, related to target vessel failure (TVF) was 36.9% in PTCA group and 26.9% in BMS group (p=0.035) at the follow-up. It is concluded that coronary stenting provides better acute and long-term results in small arteries with low restenosis risk in comparison with PTCA alone.

Keywords: small coronary artery, stent, PTCA, restenosis   

[PDF]        go to up

KORONER KOLLATERAL ARTER GELİŞEN HASTALARIN KLİNİK ÖZELLİKLERİ VE RİSK FAKTÖRLERİNİN KOLLATERAL GELİŞİMİNE ETKİSİ
H.Selçuk , M.T.Selçuk , M.K.Çelenk , O.Maden , Ö.Özeke , D.Demirkan , Ş.Korkmaz

ÖZET

Çok sayıda faktör, kollaterallerin gelişim sürecine etkilidir. Çalışmamızın amacı; kollateral gelişen hastaların klinik özelliklerini değerlendirmek, kollateral gelişimine etkili olabilecek aterosklerotik risk faktörlerini ortaya koymak ve kollateral gelişim derecesinin, sol ventrikül (SV) fonksiyonlarına olan katkısını araştırmaktır.
Çalışmaya alınan hastalarda, sol ön inen koroner arter (SÖK) veya sağ koroner arter (SKA)' in herhangi bir yerinde %100 darlık ile birlikte, diğer major koroner arterinde %70' in altında darlık bulunması koşulu arandı. Çalışmaya alınan 310 hastadan (SÖK' de 184; SKA' de 126 hasta) kollateral gelişen 220 hasta (SÖK' de 118 hasta; SKA' de 102 hasta) çalışma grubunu oluştururken, kollateral gelişmeyen 90 hasta (SÖK' de 66 hasta; SKA' de 24 hasta) kontrol grubumuzu oluşturdu. Çalışmanın sonunda, yaş (kollateral grubunda ortalama yaş 54±11 yıl, kontrol grubunda 56±11 yıl) ve cinsiyetin kollateral gelişiminde önemli bir faktör olmadığı saptandı. Her iki grupta miyokard infarktüsü (MI), kararsız anjina ve atipik anjina hikayesi karşılaştırıldığında anlamlı fark saptanmadı. Ancak kronik kararlı anjina hikayesi kollateral grubunda istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu. Rentrop sınıflandırmasına göre kollateral gelişim derecesi arttıkça kronik kararlı anjina oranının arttığı ve kollateral gelişiminin en yüksek olduğu rentrop klas 3 grubunda kronik kararlı anjina oranının en yüksek olduğu saptandı. Her iki grup diyabetes mellitus (DM), aile hikayesi, sigara içimi ve hiperlipidemi açısından karşılaştırıldığında anlamlı fark bulundu. Hipertansiyon kollateral grubunda daha yüksek oranda saptanmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlı değildi (kollateral grubunda 100 (%45.5) hasta, kontrol grubunda 33 (%36.7) hasta). Rentrop derecesi arttıkça hipertansiyon oranının arttığı ve kollateral gelişiminin en yüksek olduğu rentrop klas 3 grubunda hipertansiyon oranının en yüksek olduğu saptandı. Her iki grubun elektrokardiyografi (EKG) bulguları farklı değildi. Fibrinojen kollateral grubunda istatistiksel olarak anlamlı düşük bulundu (p<0.02). Lipid parametreleri (total kolesterol, LDL-kolesterol, HDL-kolesterol, trigliserid) karşılaştırmalarında anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Sol ventrikül (SV) fonksiyonu kollateral grubunda anlamlı olarak daha iyi idi (LV indeksi kollateral grubunda ortalama 1.47 (±0.42), kontrol grubunda 1.67 (±0.57) p<0.01). Rentrop sınıflandırmasına göre kollateral gelişimi arttıkça SV fonksiyonlarının korunduğu izlendi.

Anahtar kelimeler: koroner kollateral, koroner risk faktörleri, koroner arter hastalığı

CLINICAL FEATURES OF PATIENTS WITH CORONARY COLLATERALS AND INFLUENCE OF CORONARY RISK FACTORS ON COLLATERAL DEVELOPMENT

SUMMARY

Numerous factors influence collateral vessel development in the coronary circulation. The goal of our study is to evaluate the clinical and laboratory features of patients who possess coronary collaterals and to investigate the differential effect of the degree of collateral development on left ventricular (LV) function.
Coronary angiograms of a total of 310 patients were examined, in whom total (100%) luminal occlusion in left anterior descending (LAD) or right coronary artery (RCA) had been documented accompanied by less than 70% stenosis in the other major epicardial artery (LAD: 184 patients; RCA: 126 patients). Among this cohort, 220 patients (LAD: 118 patients; RCA: 102) who have collateral vessels developed constituted the study (collateral) group, while the remaining 90 (LAD: 66 patients; RCA: 24 patients) served as controls.
Age (study group: 54±11; control group: 56±11) and sex distribution were found to exert no influence on collateral development. There was no statistically meaningful difference between the groups in terms of past history of acute myocardial infarction (MI), unstable angina pectoris(USAP) and atypical angina. However, a history of chronic stable angina was significantly more common in the collateral group. The prevalence of stable angina increased with increasing degree of collateral development as assessed by rentrop classification, with the highest prevalence observed in the class III patients.
No significant difference was observed between the groups with respect to a variety of risk factors examined: diabetes mellitus, family history of ischemic heart disease, smoking and hyperlipidemia.
Hypertension was more frequent in the collateral group, although the difference was statistically insignificant (study group: 100 subjects [45.5%] ; control group: 33 subjects [36.7%]). The prevalence of hypertension was proportional with the rentrop class, with the highest prevalence being in the Class III patients. Electrocardiographic features were not different between the groups.
The collateral group had significantly lower levels of fibrinogen (p<0.02), whereas lipid profiles (total cholesterol, low-density lipoprotein [LDL], high-density lipoprotein [HDL] and triglyceride levels) did not display a meaningful difference (p>0.05).
LV systolic function as assessed by LV index measurement was significantly better in the collateral group (study group: 1.47±0.42; control group: 1.67±0.57; p<0.01). The LV index was found to decrease with increasing rentrop class, ie, with higher degree of collateral development.

Key words: coronary collateral, coronary risk factors, coronary artery disease   

[PDF]         go to up

KALP YETERSİZLİĞİ VE KARDİYOJENİK ŞOKTA HEMODİNAMİK MONİTÖRİZASYON

M.Çaylı, A.Usal

Yeni tedavi stratejilerine rağmen akut kalp yetersizliğinde (KY) mortalite hala yüksektir. Medikal tedavinin optimizasyonu, agresif monitörizasyon ve erken müdahale ile akut KY’de mortalite ve morbidite azaltılabilir. Klinik olarak kritik olan hastalarda yatak başı kardiyak performansın değerlendirilmesi oldukça önemlidir.

Kardiyak fonksiyonun dolaylı işaretleri olan kan basıncı, idrar miktarı, juguler venöz basınç, cilt perfüzyonu vecilt turgoru her zaman güvenilir değildir. Daha önce yapılan çalışmalarda da yalnızca klinik muayene ile hastanın hemodinamik durumunun tam olarak belirlenemeyeceği gösterilmiştir. Frank-Starling kanununa görekardiyak kontraksiyonun kuvveti diyastol sonundaki kas uzunluğu ile ilgilidir.  Bu presistolik gerilme veya preload end-diyastolik volüm ile orantılıdır. Sol ventrikül end-diyastolik volümü (preload) kardiyak outputun en önemli faktördür. Sıvı ve vazoaktif  ilaç tedavisinin optimal yönetiminde hastanın preloadunun bilinmesi gereklidir.

İnvazif hemodinamik monitörizasyon hızlı ve kesin tanı için önemli ipuçları verir, uygulanacak tedaviyi yönlendirir ve prognozu belirlemede yardımcı olabilir. İnvazif monitörizasyon hızlı ve güvenilir hemodinamik bilgi vermesine rağmen, hiçbir çalışmada klinik olarak ciddi akut kalp yetersizliğinde mortaliteyi azalttığı kesin olarak gösterilememiştir. Kabul edilen endikasyonlar uzman görüşüne dayanmaktadır. Ayrıca invazif monitörizasyonun uygunsuz kullanımı mortalitede artmaya neden olur.  İnvazif hemodinamik monitörizasyon endikasyonları tablo 1’de görülmektedir. Akut KY tanısında pulmoner arter kateteri kullanılmamaktadır, ancak karmaşık vakalarda kardiyojenik ve nonkardiyojenik mekanizmaların ayrımında kullanılabilir. Komplike olmayan akut KY’li hastalarda genelde invazif hemodinamik monitörizasyon gerekmez, ancak özellikle standart tedaviye rağmen (diüretik ve vazodilatör) yanıt alınamayan hastalarda, devamlı hipotansiyonu olan preşok ve şoktaki hastalarda invazif hemodinamik monitörizasyon hayati önem taşır. Bu hastalarda invazif hemodinamik monitörizasyon hem tanıda hem da tedavinin yönlendirilmesinde oldukça yararlı bilgiler sağlar.

Key Words: kalp yetersizliği, kardiyojenik şok, hemodinamik monitorizasyon   

[PDF]          go to up

FACILITATED ANGIOPLASTY: FACT OR FICTION? THE ROLE OF THIENOPRIDINES

O.Caymaz

Facilitated angioplasty is defined as performing  routine percutaneous transluminal coronary angioplasty (PTCA) within the first 12 hours of acute myocardial infarction (AMI) after the patient received thrombolytic therapy.Although this policy have theoretical merits as combining the advantages of both reperfusion methods on one hand, and compansating the disadvantages of both methods on the other,  earlier studies has revealed discouraging results. After having more effective antiaggregant  therapy and better angioplasty technology, the old and failed but still attractive approach has been tested recently.  This review is written to dissect the recent literature about facilitated angioplasty, which recommends the policy but still has inconsistencies I believe.

Key Words: facilitated angioplasty, thienopridine   

[PDF]          go to up

PERKÜTAN KALP KAPAĞI GİRİŞİMLERİ
M.B.Türel, Ö.Yücel, B.Dokumacı, N.Şengezer
Özet

Perkütan kalp kapağı girişimleri girişimsel kardiyoloji pratiğinde yeni ve heyecan verici bir alandır. Bu derlemede balon valvüloplasti ile henüz çoğu deneysel aşamada olan perkütan annüloplasti ve perkütan kalp kapağı replasmanı girişimleri konusunda bilgi vermeye çalışacağız.

Anahtar Kelimeler: Balon valvuloplasti, perkütan kapak replasmanı

Summary

Percutaneous Heart Valve Interventions

Percutaneous heart valve interventions are newly emerging and a challenging practice of interventional cardiology. In this review; we attempted to overview the forthcoming interventions such as balloon valvuloplasty, percutaneous annuloplasty and heart valve replacements.

Key Words: Baloon valvuloplasty, percutaneous valve replacement    

[PDF]          go to up

SOL ÖN İNEN ARTER MİD BÖLGESİNDEN ÇIKAN  SAĞ KORONER ARTER ANOMALİSİ  OLGUSU 
A.Akçay, T.Batyraliev
Koroner arter anomaliler çok nadir görülen, sıklıkla tesadüfen teşhis konulan ancak zaman zaman hayatı tehdit edici sonuçları olabilen anomalilerdir (1, 2, 15, 16, 17). Koroner angiografi yapılan hastalar da değişik serilerde %0.6 ile %1.3 arasında koroner arter anomalileri rastlanmaktadır. Bu vakaların %87 sini koroner arter çıkış anomalileri, %13 ünde ise koroner arter fistülleri oluşturmaktadır.(1-2)  İzole sağ koroner arterin direkt olarak sol koroner arterden çıkışı çok nadir bir anomali olup, literatürde sadece 8 kadar hasta bildirilmiştir(14, 15). Bizim klinikte 1997-2006 yıllar arası 50 binden fazla tanısal angiografii yapılmış olup, rastladığımız ilk vaka’dır.

Key Words: sağ koroner arter anomalisi    

[PDF]          go to up

Go to Archive page

 

 
© Copyright 2006-2010  www.turkinvasivecard.org / Turkey - All rights reserved